30 Mayıs 2013 Perşembe

Being There



 

Can sıkıntısından girdiğim bir sahafta bir saat boyunca gezdikten sonra, en arka sıralarda tozlanmış rafların ardında buldum bu kitabı. Daha önce filmini de izlemiş ve çok sevmiştim.

Being There, Harold and Maude ile beraber yönetmen Hal Ashby’nin en bilinen filmi. Jerzy Kosinski’nin kısa romanından yine kendisinin senaryolaştırdığı filmde, bu iki ismin katkısı göz ardı edilemez elbette. Ancak filmi bize asıl sevdiren ve unutulmazlar arasına sokan Peter Sellers’ın harika performansı.

1971 yılında kaleme aldığı romanını beyaz perde için hazırlamaya koyulan Kosinski’ye, Peter Sellers, kitabın ana karakterini oynamak için, “Gardener iş için hazır” telgrafını çekmiştir. Ancak 70li yıllarda Sellers’in yer aldığı filmlerin tutmaması ve prodüktörlerini zarara uğratması nedeniyle kimse bu film için teklifte bulunmamıştır. 60lı yıllardaki popülerliğini yeniden kazanmak ve bu filmin yapımını sağlamak için, Sellers yeniden Pempe Panter filmlerinde yer almak zorunda kalmıştır. Bu yüzden bu film için 9 yıl beklemesi gereken Sellers, Kubrick filmleri Lolita ve Dr. Strangelove ile beraber en başarılı performansını bu filmde sergilemiştir.

Filmi izlediğimde Sellers’ın performansını oldukça beğenmiştim. Ancak kitabı okuduğumda karakterin her hareketini, tavrını Sellers’ın bu kadar benimseyebileceği tahmin etmemiştim. Kosinski de filmi izledikten sonra “Chance karakterini, Sellers benden daha iyi anladı” minvalinde bir şeyler şöylemiş. Aslında kitaptaki canlandırdığı karakter, Sellers’ın hayatından da izler taşıyor, belki de bu yüzden karakteri bu kadar yakın görmüştür kendine.

Filmin ana karakteri Chance, kendini bildi bileli bir zengin evinin bahçıvanlığını yapan orta yaşlı, saf ve biraz da zeka özürlü bir adamdır. Bütün ömrünü bu malikânenin bahçesinde kendisine ayrılmış bir odada geçiren Chance'in dış dünya ile hiç teması olmamıştır. Dış dünya hakkında bildiği her şey patronunun kendisine verdiği televizyondan seyrederek öğrendiklerinden ibarettir. Ancak bir gün ev sahibi yaşlı milyoner ölünce kendisini birdenbire gerçek dünyanın içinde bulur. Patronunun kendisine vermiş olduğu eski takım elbisesini de giyerek şehrin kendisine çok yabancı olan sokaklarına dalar. Bu şık ama eski moda elbiseler içinde, başında fötr şapkası elinde bavulu ve şemsiyesi ile amaçsızca gezinirken kendisine bir limuzin çarpar ve türlü yanlış anlaşılmalardan sonra olaylar Chance’in ABD Başkanlığına aday gösterilmesine kadar varır.

Chance, karşılaştığı olaylara, bildiği tek şey olan bahçeler ve çiçekler hakkında bildiklerinden ve televizyonda izlediği olaylardan alıntılar yaparak tepki verir. Chance, iletişimin sıradanlığı, yanlış anlaşılmaların ve şansının yardımıyla, olaylar karşısındaki ne yapacağını bilmemezliğin getirdiği sakin ve duru bir aklın ve az konuşmanın, kendini net ve direkt ifade etmenin gücü ile çevresindeki insanları etkilemeyi başarır. Aslında yaptığı tek şey onaylamak. İnsanlar ne derse dersin onaylıyor Chance. İnsanların onaylanmaya en çok ihtiyaç duyduğu bu çağda, onlara istediklerini veriyor. İnsanlar, zengin ev sahibinin ona verdiği, kıyafetten dolayı Chance’i ilk gördükleri andan itibaren sadece giyiminden ve aksesuarlarından dolayı bir işadamı bir soylu olması dışında başka bir şey düşünmüyorlar ve sorgulamıyorlar bile. Bu yüzden insanlar, onun söylediklerini, hareketlerini duymak, görmek istedikleri gibi algıladığından, abartıldıkça abartılıyor.

Film içinde bir çok metaforu barındırmasına rağmen, aslında bizde Chance’in çevresindeki insanlar gibi filmi algılıyoruz. Hiçbir şey söylememesine rağmen bizde Chance’in söylediklerine anlamlar yüklüyor, filmle ilgili değerlendirmelerde, filmden çıkardığımız bütün anlam, ironi ve metaforlarda Chance'in etrafındaki karakterlere benziyoruz. Chance bir politik eleştiri mi? Yoksa dini bir figür mü? İsteyen herkes istediği gibi filmi algılayabilir. Chance televizyon ile büyüdüğü için onun gibi düşünüyor, bizde insan gibi düşünmekten gittikçe uzaklaşıyor ve makineleşiyoruz. Bir bilgisayar ya da makine bizim gibi düşünebilir, bu onun elinde değil, ancak biz bir bilgisayar gibi düşünmekten kendimizi alabiliriz.

Film Peters Sellers’ın harika performansı ile kitabın bile önüne geçiyor. Yaklaşık 30 yıllık sinema kariyerinde, aptal dedektif rolü üzerine yapışmasına rağmen, yapmak istediği, ciddi bir karakterle güldürürken aynı zamanda dramatik yapıyı oluşturmaktı. Belki çok istediği Oscar’ı alamadı ama orta yaş bunalımı geçiren herkese tedavi gibi gelen bir film bıraktı ardında.

Peter Sellers ile beraber filmin diğer oyuncuları da başarılı işler çıkarmışlar. Özellikle benimde çok sevdiğim Shirley MacLaine’in başarılı ve ilginç performansı görülmeye değer.

2 yorum :

  1. Merhaba, bloğun çok başarılı :) güncel film ve dizi haberleri ve bir çok öneri paylaştığım bloğuma bi göz atabilir misin :) https://hollywooddanfisiltilar.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
  2. Merhaba, bloğun çok başarılı :) güncel film ve dizi haberleri ve bir çok öneri paylaştığım bloğuma bi göz atabilir misin :) https://hollywooddanfisiltilar.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil